Türk edebiyatı | ders notları
 
 
Bu ders notunda
Türk edebiyatı
konusu anlatılmaktadır.

Türk edebiyatı, “İslâmiyet öncesi Türk edebiya­tı”, “İslâmî dönem Türk edebiyatı” ve “Batı etki­sindeki Türk edebiyatı” olmak üzere başlıca üç ana döneme ayrılmıştır. İslamiyet öncesi Türk edebiyatının bugün elimizde bulunan yazılı ürün­leri VIII-X. yüzyıllara ait Köktürkçe ve Uygurca metinlerdir. İslamî Dönem Türk Edebiyatı ise her bakımdan örnek aldığı İslamî Dönem İran edebiyatının etkisi altında gelişmiş bir edebiyat­tır. “İslamî Dönem Türk Edebiyatı”, bir bütün hâ­linde Türk edebiyatının XI. yüzyıldan XIX. yüzyıl ortalarına kadar yaklaşık dokuz yüzyıllık bir dö­nemini içine alır. Bu dönem Türk edebiyatına ait edebî eserler “Doğu Türk edebî dili” ve “Batı Türk edebî dili” olmak üzere başlıca iki edebî dille kaleme alınmışlardır. Doğu Türk yazı dili, “Karahanlı” (XI. yüzyıl), “Harezm-Altınorda” (XI-I-XV. yüzyıllar) ve “Çağatay” (XV.-XIX. yüzyıllar) ve Memluk Kıpçakçasıdır. Batı Türk yazı dili ise, Oğuz boylarının konuşma diline dayanan bir ede­bî dildir. “Batı Türkçesi”nin ilk dönemine “Eski Osmanlıca”, “Eski Türkiye Türkçesi” ve “Eski Anadolu Türkçesi”; ikinci dönemine de “Osman­lı Türkçesi” ya da “Osmanlıca” adı verilmiştir. Os-manlıcanın bir kolu da “Doğu Osmanlıcası” adı da verilmiş bir yazı dili olan “Azerî Oğuzcası”dır. Türk Edebiyatının “Eski Türk Edebiyatı” olarak adlandırılan döneminin kuramsal olarak Kök-türk, Uygur, Karahanlı, Harezm-Altınorda, Çağa­tay, Memluk-Kıpçak, Anadolu Selçuklu, Beylik­ler Çağı edebiyatlarını ve XIX. yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı Türkçesiyle yazılmış bütün edebî ürünleri kapsaması gerekir. Ancak çeşitli neden­lerle bugün “Eski Türk Edebiyatı” adı altında yal­nızca XIII. yüzyıl sonlarında İran edebiyatının et­kisiyle Anadolu Selçukluları döneminde ilk ör­nekleri verilmeye başlanan ve bütün bir Osman­lı coğrafyasında varlığını kesintisiz olarak XIX. yüzyıl ortalarına kadar sürdürmüş bir edebî dö­nem kastedilmektedir.

Eski Türk edebiyatı karşılığı olarak tarihsel süreç içerisinde edebiyyât-ı kadîme, şi’r-i kudemâ, havâs edebiyatı, sarây edebiyatı, enderun edebiyatı; edebiyyât-ı Osmâniyye, Osmanlı şiiri, Divan edebiyatı, ümmet edebiyatı, üm­met çağı Türk edebiyatı, İslamî Türk edebi­yatı, klâsik edebiyat ve klâsik Türk edebiya­tı gibi adlar kullanılmıştır. İran edebiyatı etkisin­de doğan ve gelişen “İslamî dönem Batı Türk edebiyatı”, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itiba­ren yerini edebiyyât-ı cedîde adı verilen yeni bir edebî anlayışa bırakmaya başlamış; Batı ede­biyatı etkisinde doğan ve gelişmeye başlayan bu yeni edebiyatı eskisinden ayırmak için de eskisi­ne edebiyyât-ı kadîme ya da onu yalnızca şiir­den ibaret bir edebiyatmış gibi kabul ederek şi’r-i kudemâ gibi adlar verilmiştir. Bu edebiyat kar­şılığında kullanılmış olan havâs, sarây ve ende­run edebiyatı gibi adlar ise onun yalnızca top­lumun belli kesimlerine hitap eden bir yüksek zümre edebiyatı olduğu ön kabulünden hareket­le verilmiş; ancak söz konusu edebiyatın yalnız­ca toplumun belli kesimlerine hitap eden bir ede­biyat olmadığının bilimsel araştırmalar sonucun­da kesin olarak kanıtlanmasıyla artık tamamen terk edilmiş adlardır. Ümmet edebiyatı, ümmet çağı Türk edebiyatı, İslamî Türk edebiyatı gibi adlandırmalar ise başlıca amacı sanat olan bu edebiyatı yalnızca dinî birtakım amaçlara hizmet eden bir edebiyatmış gibi gösterdikleri için bi­limsel bir değer taşımamaktadır. Osmanlı şiiri, Osmanlı edebiyatı, edebiyyât-ı Osmâniyye gibi adlar da aynı kuramsal ve estetik temellere daya­nan Beylikler çağı Türk edebiyatını göz ardı etti­ği ve Osmanlı Dönemi Türk edebiyatını Türk edebiyatı tarihinden bağımsız bir edebiyatmış gi­bi gösterdiği için doğru bir adlandırma olarak kabul edilmemiştir. Yine bu edebiyat için kulla­nılan “Divan edebiyatı” adıyla başlangıçta Os­manlı sarayları ve konaklarında düzenlenen mec­lis ve “divan”lara özgü bir “yüksek zümre (=ha-vâss)” edebiyatı kastedilmiş; ancak zamanla bu adlandırmanın gerçek nedeni unutularak bu adın söz konusu dönem şairlerinin çeşitli formlarda yazdıkları şiirleri “dîvân” adı verilen kitaplarda toplamış olmalarından hareketle verildiği gibi bir yorum ortaya çıkmıştır. Bu edebiyata Divan ede­biyatı adının verilmesinin asıl gerekçesinin yan­lışlığı üzerinde daha önce durulmuştu. Bir yo­rum sonucunda ortaya çıkan ikinci gerekçeyi ka­bul etmek de altı yüz yıl sürmüş bir edebiyatın mensur eserlerini ve birtakım şiir formlarını yok saymak gibi bir sonucun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. “Klâsik edebiyat” ve “klâsik Türk edebiyatı” gibi adlandırmalara bu dönem Türk edebiyatında Batı edebiyatlarındaki klasisizm öl­çütlerini arayanlarca bu edebiyatta sözkonusu özellikleri göremedikleri için karşı çıkılmıştır. Es­ki Türk edebiyatı adlandırmasını ise Batı edebi­yatları etkisinde doğan ve gelişen Türk edebiya­tını öncekinden ayırmak için önceki edebiyata verilen “edebiyyât-ı kadîme” adının günümüze bir yansıması olarak değerlendirmek mümkün­dür. Günümüzde popüler yayınlarda “Divan ede­biyatı”, bilimsel yayınlarda da çoğunlukla “klâsik Türk edebiyatı” adı tercih edilmektedir. “Eski Türk edebiyatı” ise daha çok bilimsel bir sınıflan­dırma gereksinimine cevap veren bir adlandırma olarak değerlendirilmektedir.