Dünya’da ve Türkiye’de Bankacılığın Gelişimi | ders notları
 
 
Bu ders notunda
Dünya’da ve Türkiye’de Bankacılığın Gelişimi
konusu anlatılmaktadır.

Tarihte bankacılık M.Ö. 3500 yıllarında Sümerler’de ve Babil İmparatorluğu’nda ticari ilişkilerle birlikte doğmuştur. Bu dönemde bankacılık işlemleri dini yapıların çevresinde ve rahipler tarafından yapılmaktaydı. Sümerler’de Maket olarak adlandırılan bu kuruluşlar, bilinen ilk banka niteliğindeki kuruluşlardır. Modern anlamda ilk banka 1609 yılında Amsterdam’da Amsterdam Bankası adıyla kurulmuştur.
Yeniçağda ticaretin gelişimesiyle birlikte sermaye talebi artmıştır. Bu dönemde Venedikte Venedik Bankası, İngiltere’de ilk merkez bankası olarak kabul edilen İngiltere Bankası, Fransa’da Fransız Emisyon Bankası kurulmuştur.
ABD’de modern ticari bankacılık 1782 yılında kurulan Bank of North America ile başlamıştır. 1791 yılında Bank of The United Stated kurulmuş, 1907 yılında bankacılık sistemi ABD Merkez Bankası ile olgunluğa ulaşmıştır. 1929 yılında Amerika tarihinde en yıkıcı kriz yaşanmıştır. Kriz, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla sona ermiş; büyük krizle birlikte klasik liberal ekonomi anlayışı terk edilmiştir.
Bretton Woods para sisteminin çökmesi sonrasında bankacılık sektöründe önemli değişiklikler olmuştur. Bu yıllarda bilgisayar teknolojilerinde, internet bankacılığında, bireysel bankacılık ve elektronik bankacılık hizmetlerinde hızlı gelişim görülmüştür. Aynı zamanda sermayesi çeşitli devletlere ait olan, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası gibi uluslarüstü para ve kredi kurumları ortaya çıkmıştır.
2000′li yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmelerin ve liberalleşme uygulamalarındaki artışların da etkisiyle küresel çapta finansal krizlerle daha sık karşılaşılır olmuştur. Küreselleşmenin bir sonucu olarak yabancı sermayeli banka sayısında büyük artışlar görülmüştür.
Türkiye’de bankacılığın tarihsel gelişimini Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası olmak üzere iki ana döneme ayırarak incelemek gerekir. Cumhuriyet öncesi dönemde ilk önce sarraflar, mudaraba ve para vakıfları banka fonksiyonlarını yerine getirmiş, daha sonra İstanbul Bankası, Osmanlı Bankası ve diğer yabancı ve yerli bankaların kurulması ile bu dönemin sonuna gelinmiştir. Ülkemizde gerçek anlamda banka olarak nitelendirilecek ilk banka İstanbul Bankası’dır. Avrupalı sermayedarlara yeterli güvence sağlandığından bu yıllarda çok sayıda yabancı sermayeli banka kurulmuştur. Osmanlı Bankası’yla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına kadar kurulan diğer yabancı sermayeli bankaların esas faaliyet konusu, Osmanlı Devleti’nin iç ve dış borçlarını yönetmekti.
Cumhuriyet ile birlikte Türkiye’de bankacılık daha kurumsal ve daha düzenli bir yapıya kavuşmuştur. Dünya ve ülke ekonomisindeki gelişmeler paralelinde bankacılık sektöründe de değişimler yaşanmıştır. Devletciliğin benimsendiği dönemde devlet bankaları, liberal politikaların benimsendiği dönemde özel bankalar, planlı ekonomiye geçildiği dönemde kalkınma ve yatırım bankaları kurulmuştur.
1990′lı yılların sonlarına doğru yapısal sorunlara yönelik alınan önlemlerin gecikmesi, enflasyonun yüksek olması ve iç talebin kontrol altına alınamaması sonucu ekonomik görünüm bozulmaya başlamış ve Kasım 2000 ve Şubat 2001′de bankacılık sektörü önemli iki sarsıntı geçirmiştir. Döviz kurları ve faiz oranları hızlı bir şekilde yükselirken bankacılık sektörü özkaynaklarının çok büyük bir kısmını kaybetmiştir.
2002-2007 döneminde yeniden yapılandırma programının kararlılıkla uygulanması ve dünya ekonomisindeki olumlu gelişmeler Türk bankacılık sektörünü olumlu etkilemiş ve bankaların sermaye yapısı güçlenirken, riskleri eskisine nazaran daha yönetilebilir hale gelmiştir. Bu nedenle 2007′de ABD’de konut sektöründe başlayan ve 2009′un sonlarına kadar süren küresel finans krizinde Türk bankaları diğer ülke bankalarına göre daha az etkilenmiştir.